D Psikiyatri Psikoterapi

  • Anasayfa
  • Hakkımızda
    • Ekibimiz
    • Foto Albümü
    • Hazırlayanlar
  • Psikiyatri
    • Hastalıklar
    • Tedaviler
    • Psikiyatride Önemli Kişiler
    • Genel Psikiyatri
    • Kaynakça
  • Psikoterapi
  • Makaleler
  • Dünyaya Yön Verenler
  • Blog
  • İletişim
Randevu
  • Anasayfa
  • Psikoterapi
  • Çatışmada Onarma Girişimi
Çatışmada Onarma Girişimi
02 Ocak 2026 Cuma / Kategori Psikoterapi

Çatışmada Onarma Girişimi

İlişkilerin doğasında var olan anlaşmazlıklar, sanılanın aksine bir ilişkinin bitişine dair en büyük tehdit değildir. Asıl belirleyici olan bu çatışmaların ardından tarafların birbirine nasıl yaklaştığı ve bağı yeniden kurup kuramadığıdır. Psikoloji literatüründe özellikle Dr. John Gottman’ın çalışmalarıyla literatüre giren “Çatışmada Onarma Girişimi” kavramı, sağlıklı ve uzun ömürlü birlikteliklerin gizli kahramanı olarak nitelendirilir. Bir onarma girişimi, bir tartışma sırasında veya sonrasında gerginliği azaltmak, duygusal kopukluğu önlemek ve “sen ve ben” kutuplaşmasından “biz” odağına geri dönmek için yapılan her türlü sözel veya sözel olmayan eylemdir. Bu bazen küçük bir espri, bazen içten bir özür, bazen de sadece partnerin elini tutmak kadar basit bir jest olabilir. Ancak bu basit görünen eylemlerin arkasında ilişkinin duygusal banka hesabını koruma altına alan devasa bir mekanizma yatar. Onarma girişimlerinin başarısı sadece girişimi yapan kişinin becerisine değil, aynı zamanda karşı tarafın bu girişimi kabul etme isteğine ve ilişkinin genel duygusal iklimine bağlıdır. Eğer bir ilişkide “olumlu duygusal baskınlık” varsa yani taraflar genel olarak birbirlerine karşı sevgi ve hayranlık besliyorsa en sakar onarma girişimleri bile başarıyla sonuçlanabilir. Ancak “olumsuz duygusal baskınlık” hakimse, en profesyonelce kurgulanmış özürler bile duvarlara çarpıp geri dönebilir.

Elbette çatışmalar insan ilişkilerinin kaçınılmaz bir parçasıdır. İki kişinin farklı ihtiyaçları, beklentileri, değerleri veya duyguları olduğunda bu farklılıkların bir noktada çatışmaya dönüşmesi doğaldır. Ancak çatışmanın kendisi ilişkilerin sonunu getiren bir unsur değildir. Asıl belirleyici olan çatışma sırasında ve sonrasında tarafların nasıl davrandığıdır. İşte bu noktada “çatışmada onarma girişimi” kavramı devreye girer. Onarma girişimi taraflardan birinin ya da her ikisinin çatışmanın yıkıcı etkisini azaltmak, iletişimi yeniden kurmak ve ilişkiyi korumak amacıyla yaptığı küçük ama kritik müdahaleleri ifade eder. Bu girişimler bazen bir espri, bazen bir dokunuş, bazen de basit bir “özür dilerim” cümlesi olabilir. Küçük görünseler de ilişkilerin uzun vadeli sağlığı açısından büyük bir rol oynarlar.

Onarma girişimlerinin en önemli özelliği genellikle küçük ve gündelik davranışlar olmalarıdır. Bir tartışma sırasında gülümsemek, ses tonunu yumuşatmak, karşı tarafın söylediklerini tekrar ederek anladığını göstermek, “Haklı olabilirsin” demek ya da tartışmayı kısa bir süreliğine durdurmak gibi davranışlar onarma girişimi olarak kabul edilir. Bu davranışların ortak noktası çatışmanın yıkıcı bir döngüye girmesini engellemeleridir. Çünkü çatışmaların en tehlikeli yanı tarafların birbirlerini dinlemeyi bırakmaları ve sadece kendi doğrularını savunmaya odaklanmalarıdır. Onarma girişimleri bu döngüyü kırarak tarafların yeniden birbirlerini duymalarını sağlar.

İlişkilerde onarma girişimlerinin başarısı büyük ölçüde tarafların duygusal zekâsına ve birbirlerine yönelik olumlu bakış açılarına bağlıdır. Eğer bir çiftin ilişkisi genel olarak olumlu bir zemine oturmuşsa yani taraflar birbirlerini değerli buluyor, güveniyor ve sevgiyle yaklaşıyorsa onarma girişimleri daha kolay fark edilir ve kabul görür. Örneğin, tartışma sırasında biri espri yaptığında karşı taraf bunu saldırı olarak değil, ortamı yumuşatma çabası olarak algılar. Ancak ilişkide olumsuzluklar birikmişse, aynı espri yanlış anlaşılabilir ve tartışmayı daha da alevlendirebilir. Bu nedenle onarma girişimlerinin etkili olabilmesi için ilişkinin genel duygusal atmosferi de önemlidir.

Onarma girişimleri yalnızca romantik ilişkilerde değil, tüm insan ilişkilerinde kritik bir rol oynar. Arkadaşlıklar, iş ilişkileri, aile bağları ve hatta toplumsal düzeydeki etkileşimlerde bile bu girişimler çatışmaların yıkıcı olmaktan çıkıp yapıcı bir sürece dönüşmesini sağlar. Örneğin, iş yerinde bir ekip toplantısında yaşanan gerginlik sırasında birinin “Hadi biraz kahve molası verelim” demesi aslında bir onarma girişimidir. Bu küçük öneri tarafların sakinleşmesine ve tartışmayı daha sağlıklı bir şekilde sürdürmesine olanak tanır.

Onarma girişimlerinin psikolojik temeli insan beyninin tehdit algısına dayanır. Çatışma sırasında beyin karşı tarafı bir tehdit unsuru olarak algılayabilir ve bu durumda savaş-kaç tepkisi devreye girer. Onarma girişimlerinin en kritik noktası tartışmanın “taşma” (flooding) noktasına gelmeden önce devreye sokulmasıdır. Bir çatışma anında bireylerin nabzı yükseldiğinde vücut “savaş ya da kaç” moduna girer. Bu biyolojik tepki sırasında mantıklı düşünme yetisi azalır ve empati kurmak imkansız hale gelir. İşte tam bu saniyelerde taraflardan birinin “Bir saniye, sanırım şu an birbirimizi anlamıyoruz, biraz yavaşlayalım mı?” demesi bir onarma girişimidir. Onarma girişimleri çeşitlilik gösterir. Bazıları duyguları ifade etmeye yöneliktir: “Şu an çok kırıldığımı hissediyorum.” Bazıları sorumluluk almayı hedefler: “Haklısın, bu konuda benim de hatam var.” Bazıları ise ortamı yumuşatmak için mizahı kullanır. Mizah eğer aşağılayıcı bir tonda değilse, beynin savunma mekanizmalarını gevşeten en güçlü onarma araçlarından biridir. (Ancak unutulmamalıdır ki onarma girişimi bir manipülasyon aracı değildir. Amacı tartışmayı kazanmak değil, ilişkiyi korumaktır.) Bu onarma girişimleri otomatik tepkiyi yumuşatır. Bir gülümseme, bir dokunuş ya da sakinleştirici bir söz beynin tehdit algısını azaltır ve kişinin daha rasyonel düşünmesine yardımcı olur. Bu nedenle onarma girişimleri sadece duygusal değil, aynı zamanda nörobiyolojik bir işlev de görür.

Çatışmada onarma girişimlerinin başarısı tarafların bu girişimleri fark etme ve kabul etme becerisine bağlıdır. Bazen bir kişi tartışmayı yumuşatmak için espri yapar ancak karşı taraf bunu ciddiyetsizlik olarak algılar. Bu durumda onarma girişimi başarısız olur. Başarılı olabilmesi için tarafların birbirlerinin niyetlerini doğru okuyabilmeleri gerekir. Bu da empati becerisini gerektirir. Empati, karşı tarafın duygularını anlamak ve ona göre tepki vermek demektir. Empati geliştiren kişiler onarma girişimlerini daha kolay fark eder ve kabul ederler.

Onarma girişimlerinin bir diğer önemli boyutu zamanlamadır. Çatışma sırasında çok erken ya da çok geç yapılan girişimler etkisiz olabilir. Örneğin, tartışma daha yeni başlamışken yapılan bir espri karşı tarafın henüz ciddiyetini koruduğu için işe yaramayabilir. Aynı şekilde tartışma çok alevlenmişken yapılan bir özür karşı tarafın öfkesini yatıştırmakta yetersiz kalabilir. Bu nedenle onarma girişimlerinin doğru zamanda yapılması önemlidir.

Psikolojik araştırmalar onarma girişimlerinin uzun vadeli ilişkilerde bir tür “koruyucu faktör” olduğunu göstermektedir. Çiftler arasında yapılan uzun süreli gözlemler, onarma girişimlerini sık kullanan çiftlerin boşanma oranlarının daha düşük olduğunu ortaya koymuştur. Çünkü bu çiftler çatışmaları bir tehdit olarak değil, ilişkiyi geliştiren bir fırsat olarak görürler. Onarma girişimleri sayesinde çatışmalar tarafların birbirlerini daha iyi anlamalarına ve ilişkilerini güçlendirmelerine katkıda bulunur.

Onarma girişimlerini geliştirmek mümkündür. Bunun için öncelikle kişinin kendi duygularını tanıması ve düzenleyebilmesi gerekir. Duygusal farkındalık, çatışma sırasında kişinin öfkesini kontrol etmesine ve daha yapıcı davranışlar sergilemesine yardımcı olur. Ayrıca iletişim becerilerini geliştirmek de önemlidir. Açık, net ve saygılı bir iletişim onarma girişimlerinin etkili olmasını sağlar. Örneğin, “Sen hep böylesin” gibi suçlayıcı ifadeler yerine “Bu durumda kendimi üzgün hissediyorum” gibi ben dili kullanmak karşı tarafın savunmaya geçmesini engeller ve onarma girişimlerinin kabul edilmesini kolaylaştırır.

Onarma girişimlerinin kültürel boyutu da dikkate değerdir. Farklı kültürlerde insanlar çatışmaları farklı şekillerde yaşar ve çözerler. Bazı kültürlerde doğrudan özür dilemek yaygınken bazı kültürlerde dolaylı yollarla onarma girişimleri yapılır. Örneğin, bazı toplumlarda tartışma sonrası karşı tarafa küçük bir jest yapmak, özür dilemekten daha etkili olabilir. Bu nedenle onarma girişimlerinin biçimi kültürel bağlama göre değişebilir ancak temel işlevi evrenseldir: ilişkiyi korumak ve çatışmayı yapıcı bir sürece dönüştürmek.

Çatışmada onarma girişimi ilişkilerin sürdürülebilirliği açısından kritik bir beceridir. Küçük ama anlamlı davranışlarla taraflar çatışmaların yıkıcı etkisini azaltabilir ve ilişkilerini güçlendirebilirler. Onarma girişimleri empati, duygusal zekâ, iletişim becerileri ve zamanlama gibi unsurlarla desteklendiğinde ilişkilerde bir tür “tamir mekanizması” işlevi görür. Bu mekanizma sayesinde çatışmalar tarafların birbirlerini daha iyi anlamalarına ve bağlarını derinleştirmelerine katkıda bulunur. İlişkilerde çatışma kaçınılmazdır ancak onarma girişimleri sayesinde bu çatışmalar yıkıcı olmaktan çıkıp yapıcı bir sürece dönüşebilir.

Çatışmada onarma girişimlerinin bir diğer önemli boyutu öğrenilebilir ve geliştirilebilir olmalarıdır. İnsanlar doğuştan bu beceriye sahip olmayabilir ancak deneyim ve bilinçli çaba ile onarma girişimlerini daha etkili hale getirebilirler. Örneğin, bir çift terapisi sürecinde danışanlara tartışma sırasında hangi ifadelerin yıkıcı hangilerinin yapıcı olduğu öğretilir. Bu eğitim sayesinde kişiler öfke anında bile daha yapıcı tepkiler verebilir ve ilişkilerini koruyabilirler. Bu noktada onarma girişimlerinin bir tür “ilişki kası” olduğunu söylemek mümkündür. Nasıl ki fiziksel kaslar düzenli egzersizle güçlenir, onarma girişimleri de düzenli pratikle daha etkili hale gelir.

Onarma girişimlerinin başarısını artıran bir diğer unsur tarafların birbirlerine yönelik niyetlerini açıkça ifade etmeleridir. Çatışma sırasında “Seni kırmak istemiyorum” ya da “Bu tartışmayı çözmek istiyorum” gibi ifadeler karşı tarafın güven duygusunu pekiştirir. Bu tür açıklamalar tartışmanın sadece bir güç mücadelesi olmadığını aynı zamanda ilişkiyi koruma çabası olduğunu gösterir. Böylece taraflar birbirlerini düşman olarak değil, aynı hedefe ulaşmaya çalışan ortaklar olarak görürler.

Çatışmada onarma girişimlerinin başarısız olmasının en önemli nedenlerinden biri tarafların savunmacı tutumlarıdır. Savunmacılık, kişinin kendini sürekli haklı çıkarmaya çalışması ve karşı tarafın duygularını görmezden gelmesidir. Bu tutum onarma girişimlerinin etkisini azaltır. Örneğin, bir kişi tartışma sırasında özür dilediğinde karşı taraf “Ama sen hep böyle yapıyorsun” diyerek savunmaya geçerse özrün etkisi kaybolur. Bu nedenle onarma girişimlerinin etkili olabilmesi için tarafların savunmacı tutumlarını bırakmaları ve birbirlerini gerçekten duymaları gerekir.

Onarma girişimlerinin uzun vadeli etkisi ilişkilerde güven duygusunu pekiştirmeleridir. Güven ilişkilerin temel taşıdır ve çatışmalar sırasında en çok zarar gören unsurlardan biridir. Onarma girişimleri sayesinde taraflar birbirlerine güvenlerinin sarsılmadığını hissederler. Örneğin, bir tartışma sırasında “Sana kızgın olabilirim ama seni seviyorum” demek karşı tarafın güven duygusunu korur. Bu tür ifadeler çatışmanın ilişkiyi tehdit etmediğini, aksine güçlendirdiğini gösterir.

Onarma girişimlerinin çocukluk döneminde öğrenilmesi de mümkündür. Çocuklar ebeveynlerinin çatışma anındaki davranışlarını gözlemleyerek bu becerileri öğrenirler. Eğer ebeveynler tartışma sırasında birbirlerine saygılı davranıyor ve onarma girişimleri kullanıyorsa çocuklar da ileride benzer davranışlar sergilerler. Ancak ebeveynler sürekli bağırıyor, suçluyor ve onarma girişimlerini kullanmıyorsa çocuklar da bu yıkıcı modeli öğrenirler. Bu nedenle onarma girişimleri sadece bireysel ilişkiler için değil, kuşaklar arası aktarım açısından da önemlidir.

Çatışmada onarma girişimlerinin başarısı tarafların birbirlerine yönelik olumlu bakış açılarını korumalarıyla doğrudan ilişkilidir. Psikolojik araştırmalar ilişkilerde olumlu bakış açısının bir tür “koruyucu zırh” işlevi gördüğünü göstermektedir. Taraflar birbirlerini genel olarak olumlu gördüklerinde onarma girişimlerini daha kolay kabul ederler. Örneğin, bir kişi tartışma sırasında espri yaptığında karşı taraf bunu saldırı olarak değil, ortamı yumuşatma çabası olarak algılar. Ancak olumsuz bakış açısı hakimse aynı espri yanlış anlaşılabilir ve tartışmayı daha da alevlendirebilir. Bu nedenle onarma girişimlerinin etkili olabilmesi için tarafların birbirlerine yönelik olumlu bakış açılarını korumaları gerekir.

Onarma girişimlerinin başarısını artırmak için kullanılabilecek bazı pratik yöntemler vardır. Bunlardan ilki tartışma sırasında kısa molalar vermektir. Molalar tarafların sakinleşmesine ve daha rasyonel düşünmesine yardımcı olur. İkinci yöntem ben dili kullanmaktır. Ben dili kişinin kendi duygularını ifade etmesini sağlar ve karşı tarafın savunmaya geçmesini engeller.

Bir ilişkinin kalitesi tartışmasız geçmesinden ziyade, tartışmaların ne kadar etkili “tamir edildiğiyle” ölçülür. Mutlu çiftler de mutsuz çiftler kadar kavga edebilirler fakat mutlu çiftlerin farkı, bir onarma girişimi geldiğinde onu havada yakalayıp yanıt vermeleridir. Bu partnerin uzattığı zeytin dalını görmezden gelmemek demektir. Eğer partneriniz bir tartışmanın ortasında size komik bir surat yapıyorsa veya “Tamam, seni anlıyorum ama canım yanıyor” diyorsa bu onun beyaz bayrak salladığı anlamına gelir. Bu bayrağı görmezden gelip saldırıya devam etmek onarma girişimini reddetmektir ve bu durum uzun vadede duygusal kopukluğun en büyük sebebidir. Onarma girişimlerinin işe yaraması için çiftlerin birbirlerinin “aşk haritalarını” iyi bilmeleri gerekir. Yani partnerinin neye güldüğünü, neye hassas olduğunu ve hangi kelimelerin onu sakinleştirdiğini bilen bir kişi, çok daha etkili onarma girişimlerinde bulunabilir.

Çatışmada onarma girişimi bir ilişkinin bağışıklık sistemidir. Bu sistem ne kadar güçlü olursa dışarıdan veya içeriden gelen krizler ilişkiyi o kadar az sarsar. Birbirine “onarma” alanı tanıyan çiftler sadece bir sorunu çözmekle kalmaz, aynı zamanda birbirlerine olan güvenlerini de pekiştirirler. Çünkü gerçek sevgi hiç hata yapmamak değil, yapılan hataların ardından birbirinin elini yeniden tutabilme cesaretini ve nezaketini göstermektir.

Uzm. Kl. Psk. Bensu Erkişi

  • Tweet
Tagged under: Çatışma, Çatışmada Onarma Girişimi, İlişkiler, İlişkilerde Çatışma, İlişkilerde Onarma, Onarma Girişimi

Bundan sonra ne okuyabilirsiniz?

Kötü Giden Kavgaların Ortak Paydası
Kötü Giden Kavgaların Ortak Paydası
korku kültürü
Korku Kültürü: Güvende Olma Arzusu mu, Kontrol Edilme Mekanizması mı?
İlişkide Taşma
İlişkide Taşma

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Konu Başlıkları

  • Dünyaya Yön Verenler
  • Genel Psikiyatri
    • Çocuk ve Ergen Psikiyatri & Psikoterapi
  • Hastalıklar – DSM-IV Sınıflandırılması
    • Anksiyete Bozuklukları
    • Başka Bir Yerde Sınıflandırılamayan Genel Tıbbi Bir Duruma Bağlı Ruhsal Bozukluklar
    • Başka Yerde Sınıflandırılmamış Dürtü Denetim Bozuklukları
    • Cinsel Bozukluklar ve Cinsel Kimlik Bozuklukları
      • Cinsel İşlev Bozuklukları
      • Cinsel Kimlik Bozuklukları
      • Parafililer
    • Delirium, Demans, Amnestik ve Diğer Bilişsel Bozukluklar
    • Dissosiyatif Bozukluklar
    • Duygudurum Bozukluğu
    • Genellikle İlk Kez Bebeklik, Çocukluk ya da Ergenlik Döneminde Tanısı Konan Bozukluklar
    • İlişki Sorunları
    • Kişilik Bozuklukları
    • Klinik İlgi Odağı Olabilecek Durumlar
    • Madde Kullanımı İle İlişkili Bozukluklar
    • Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklar
    • Somatofrom Bozukluklar
    • Uyku ve Uyku Bozuklukları
    • Uyum Bozuklukları
    • Yapay Bozukluklar
    • Yeme Bozuklukları
  • Makaleler
  • Psikiyatride Önemli Kişiler
  • Psikoterapi
  • Tedaviler
    • Biyolojik Tedaviler
      • EKT
      • İlaçlar
    • Psikoterapiler

En çok okunanlar

© 2026 D Psikiyatri Tüm hakları saklıdır.
Tasarım Uygulama SyberiumTechs

YUKARI