İnsan ilişkileri doğası gereği hem en büyük huzur kaynağımız hem de en karmaşık sınav alanımızdır. İki farklı dünyanın, iki farklı geçmişin ve iki farklı beklenti setinin bir araya gelmesi, kaçınılmaz olarak belirli sınırların çizilmesini ve bu sınırların renginin tayin edilmesini gerektirir. Her birey hayatı boyunca farklı türden ilişkiler kurar; romantik ilişkiler, arkadaşlıklar, aile bağları, iş ilişkileri… Bu ilişkilerin sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için ise sınırların, beklentilerin ve davranışların net bir şekilde anlaşılması gerekir. Psikolojide sağlıklı bir birlikteliğin sürdürülebilirliği, tarafların bu görünmez sınırları ne kadar net tanımlayabildiği ve bu alanlara ne kadar saygı duyduğuyla doğrudan ilgilidir. Psikoloji literatüründe sıklıkla kullanılan “kırmızı alan” ve “yeşil alan” kavramları ilişkilerde hangi davranışların sağlıklı, hangi davranışların ise riskli veya zararlı olduğunu anlamak için güçlü bir metafor sunar. İlişkilerde kırmızı alan ve yeşil alan kavramları aslında bir navigasyon sistemi gibi çalışır. Bize nerede durmamız, nerede ilerlememiz ve nerede tamamen rotayı değiştirmemiz gerektiğini söyler. Bu dinamikleri anlamak sadece partnerimizle olan bağımızı değil, kendimizle olan ilişkimizi de kökten değiştirir.
Kırmızı alanlar bir ilişkinin alarm zillerinin çaldığı, duygusal ve bazen fiziksel bütünlüğün tehdit altında olduğu sınırlardır. Kırmızı alanlar genellikle sınır ihlalleriyle başlar. Partnerlerden birinin diğerinin telefonunu gizlice karıştırması, kiminle görüşüp görüşmeyeceğine karar vermeye çalışması veya giyim kuşamına müdahale etmesi kırmızı alanın içine girildiğinin net işaretleridir. Psikolojik manipülasyon teknikleri, özellikle de “gaslighting” olarak adlandırılan, kişinin kendi gerçekliğini ve akıl sağlığını sorgulamasına neden olan davranışlar kırmızı alanın en tehlikeli unsurlarıdır. Bir ilişkide sürekli suçlu hissetmek, her adımda “Acaba yanlış bir şey mi yaptım?” korkusuyla yaşamak, o ilişkinin artık sağlıklı bir zemin üzerinde yükselmediğini gösterir. Kırmızı alanlar sadece büyük kavgalardan ibaret değildir, bazen sessizlik de en büyük kırmızı alan olabilir. Duygusal duvar örme (stonewalling), partnerin sorularına cevap vermeme veya onu görmezden gelerek cezalandırma yöntemi bağın kopmasına neden olan derin bir yaradır. Kırmızı alanın bir diğer belirgin özelliği ise dengesizliktir. Bir tarafın sürekli verici, diğer tarafın ise sürekli alıcı olduğu, duygusal yükün adaletsiz paylaşıldığı durumlar zamanla büyük bir öfke birikimine yol açar. Saygısızlık, fiziksel veya sözel şiddet ise tartışmasız bir şekilde kırmızı alanın en uç ve geri dönülemez noktalarıdır. Bu noktalarda ilişki artık bir gelişim alanı değil, bir yıkım sahasına dönüşmüştür. Kırmızı alanın bir başka boyutu ise fiziksel veya duygusal şiddettir. Fiziksel şiddet en açık kırmızı alan göstergelerinden biridir ve asla tolere edilmemelidir. Duygusal şiddet ise daha gizli olabilir; sürekli eleştiri, aşağılamalar, sevgiyi koşullu sunma gibi davranışlarla kendini gösterir.
Yeşil alanlar bir ilişkinin can damarıdır. Bu alanlar güvenin, şeffaflığın, duygusal güvenliğin ve büyümenin filizlendiği topraklardır. Bir ilişkide yeşil alanın hakim olması demek tarafların kendilerini maskelemeden, yargılanma korkusu gütmeden ifade edebilmeleri demektir. Yeşil alanda iletişim savunmacı bir tutumdan ziyade anlamaya dayalıdır. Bir problem yaşandığında “Sen zaten hep böylesin” demek yerine “Bu durum beni böyle hissettiriyor” diyebilmek yeşil alanın en belirgin göstergesidir. Bu alanda bireyler birbirlerinin başarılarından samimi bir mutluluk duyar ve başarısızlıklarında ise güvenli bir liman olurlar. Yeşil alanın en önemli bileşenlerinden biri de kişisel alanlara duyulan saygıdır. Partnerlerin birbirlerinden bağımsız hobilerinin, dostluklarının ve vakit geçirme biçimlerinin olması ilişkinin nefes almasını sağlar. Birbirine yapışık yaşayan değil, yan yana yürüyen iki birey olabilmek yeşil alanın sürdürülebilirliğini sağlar. Bu bölgede dürüstlük bir zorunluluk değil, doğal bir akıştır. Küçük beyaz yalanların yerini zor da olsa paylaşılan gerçekler alır. Çünkü taraflar bilir ki gerçek ne kadar acı olursa olsun, onu taşıyacak kadar güçlü bir “biz” duygusu mevcuttur. Yeşil alan, bireyin kendini güvende, değerli ve anlaşılmış hissettiği bir ilişki ortamını tanımlar. Partnerin sizi dinlemesi, duygularına önem vermesi, sınırlarına saygı göstermesi ve sizi desteklemesi yeşil alanın temel unsurlarıdır. Yeşil alan ilişkilerde bireyler kendilerini özgürce ifade edebilir, hata yapma hakkına sahip olduklarını bilir ve karşılıklı olarak gelişimlerine katkıda bulunurlar.
İlişkilerde kırmızı ve yeşil alanların farkına varmak, bireylerin kendi sınırlarını belirlemesi açısından kritik öneme sahiptir. Sınır koymak sağlıklı bir ilişkinin olmazsa olmazıdır. Kırmızı alan davranışlarıyla karşılaşıldığında, bu sınırların net bir şekilde ifade edilmesi ve gerektiğinde ilişkiyi sonlandırma cesaretinin gösterilmesi gerekir. Yeşil alan davranışları ise sınırların korunmasına yardımcı olur ve bireylerin kendilerini güvende hissetmesini sağlar. Psikolojik araştırmalar kırmızı alan davranışlarının uzun vadede bireylerde depresyon, anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu gibi ciddi ruhsal sorunlara yol açabileceğini göstermektedir. Bu nedenle kırmızı alanın erken fark edilmesi ve müdahale edilmesi hayati önem taşır. Yeşil alan ise bireylerin psikolojik dayanıklılığını artırır, özsaygılarını güçlendirir ve yaşam doyumlarını yükseltir.
İlişkilerde kırmızı ve yeşil alanların farkına varmak aynı zamanda toplumsal bir bilinçlenme sürecini de beraberinde getirir. Sağlıklı ilişkilerin teşvik edilmesi, bireylerin daha mutlu ve üretken bir yaşam sürmesine katkıda bulunur. Bu nedenle ilişkilerde kırmızı ve yeşil alan kavramlarının sosyal medya, eğitim programları ve psikolojik danışmanlık süreçlerinde daha fazla vurgulanması önemlidir. Kırmızı alanın en belirgin göstergelerinden biri iletişimdeki toksik davranışlardır. Sürekli eleştiri, küçümseme, bağırma, tehdit etme gibi davranışlar, bireyin kendini değersiz hissetmesine yol açar. Bu tür davranışlar ilişkide güveni zedeler ve bireyler arasında duygusal mesafeyi artırır. Yeşil alan ise tam tersine, yapıcı iletişimi teşvik eder. Partnerler birbirlerini dinler, duygularını açıkça ifade eder ve sorunları birlikte çözmeye çalışır.
Bir diğer kırmızı alan göstergesi ise kontrolcü davranışlardır. Partnerin sürekli olarak nerede olduğunu bilmek istemesi, arkadaş çevreni sınırlaması veya kararlarını sorgulaması, bireyin özgürlüğünü kısıtlar. Bu tür davranışlar ilişkide eşitliği bozar ve bireyin bağımsızlığını tehdit eder. Yeşil alan ise bireyin özgürlüğüne saygı gösterir. Partnerler birbirlerinin bağımsızlıklarını destekler, kişisel alanlarına müdahale etmez ve özgür seçimlerine değer verir.
İlişkilerde kırmızı ve yeşil alanların farkına varmak, bireylerin kendi değerlerini ve ihtiyaçlarını daha iyi anlamasına da yardımcı olur. Kırmızı alan davranışlarıyla karşılaşıldığında bireylerin kendi değerlerini hatırlaması ve bu tür davranışları kabul etmemesi gerekir. Yeşil alan ise bireylerin değerlerini pekiştirir ve kendilerini daha güçlü hissetmelerini sağlar.
İlişkilerde kırmızı alan ve yeşil alan kavramları, bireylerin sağlıklı ve mutlu ilişkiler kurabilmesi için güçlü bir rehberdir. Kırmızı alan davranışlarıyla karşılaşıldığında, bu davranışların tolere edilmemesi ve sınırların net bir şekilde korunması gerekir. Yeşil alan ise bireylerin kendilerini güvende, değerli ve anlaşılmış hissettiği bir ilişki ortamını tanımlar. Bu iki alan arasındaki farkı anlamak, bireylerin daha bilinçli seçimler yapmasına ve daha sağlıklı ilişkiler kurmasına yardımcı olur. Ayrıca ilişkilerde kırmızı ve yeşil alanların farkına olmak sadece bireysel değil, toplumsal bir dönüşümün de parçasıdır. Sağlıklı ilişkilerin teşvik edilmesi, toplumun genel refahını artırır ve bireylerin daha mutlu bir yaşam sürmesine katkıda bulunur. Bu nedenle ilişkilerde kırmızı ve yeşil alan kavramlarının daha fazla vurgulanması ve bireylerin bu konuda bilinçlendirilmesi büyük önem taşır.
Yeşil alanı korumak ve kırmızı alandan kaçınmak, tesadüfen gerçekleşen bir durum değildir; bu bilinçli bir çaba ve sürekli bir öz farkındalık gerektirir. Birçok insan başlangıçta yeşil görünen alanların zamanla nasıl kırmızıya döndüğünü anlamakta zorlanır. Bunun temel sebebi “pembe gözlükler” evresinde küçük kırmızı bayrakların (red flags) görmezden gelinmesidir. “Beni çok sevdiği için kıskanıyor” veya “Sinirliyken ne dediğini bilmiyor” gibi bahaneler kırmızı alanların meşrulaştırılmasına hizmet eder. Oysa sağlıklı bir psikolojik yapıda sınırlar henüz yolun başındayken netleştirilmelidir. Kendi kırmızı alanlarını bilmeyen bir birey partnerinin sınırlarına da gereken özeni gösteremez. Bu noktada özsaygı belirleyici bir rol oynar. Kendine değer veren bir birey maruz kaldığı olumsuz davranışların kendi yetersizliğinden değil, karşı tarafın veya ilişkinin dinamiğindeki bir sorundan kaynaklandığını görebilir. Yeşil alanın genişlemesi için ise “duygusal zekâ” devreye girer. Empati kurabilmek, partnerin ihtiyacını o dile getirmeden sezip ona alan açabilmek, takdir ve onay sözcüklerini cömertçe kullanmak yeşil alanı besleyen en güçlü yakıtlardır.
İlişkilerde kırmızı alan ve yeşil alan dengesi aslında dinamik bir süreçtir. Hiçbir ilişki %100 yeşil alan üzerinde ilerleyemez; zaman zaman gri bölgeler oluşabilir, bazen de farkında olmadan kırmızı sınırlara basılabilir. Önemli olan bu ihlal gerçekleştiğinde tarafların nasıl tepki verdiğidir. Hatalı olan tarafın sorumluluk alması, samimi bir özür dilemesi ve davranışı değiştirmek için somut adımlar atması, o kırmızı bölgeyi tekrar yeşile çevirme potansiyeli taşır. Ancak aynı hatalar bir döngü haline gelmişse ve değişim vaatleri sadece sözde kalıyorsa orada artık bir karakter veya yapı sorunu var demektir. Psikolojik açıdan bakıldığında bir ilişkide kalma veya gitme kararı, yeşil alanların toplam hacminin kırmızı alanlara oranına bağlıdır. Eğer yeşil alanlar size kendinizi güvende, değerli ve huzurlu hissettirmeye yetmiyorsa, eğer kırmızı alanlar hayat enerjinizi sömürüp sizi kendinize yabancılaştırıyorsa o ilişkiyi sonlandırmak bazen atılabilecek en sağlıklı ve “yeşil” adımdır.
Unutulmamalıdır ki bir başkasıyla kurduğumuz ilişkinin rengi, kendimizle kurduğumuz ilişkinin bir yansımasıdır. Biz kendi içimizde kendimize ne kadar şefkatli, dürüst ve saygılıysak (yani kendi içsel yeşil alanımız ne kadar genişse), partnerimizden de bunu beklemeye ve bu standart altındaki bir muameleyi reddetmeye o kadar kararlı oluruz.
Uzm. Kl. Psk. Bensu Erkişi


