İnsan ilişkilerinde çatışma kaçınılmaz bir gerçekliktir. Her yakınlık aynı zamanda anlaşmazlık potansiyeli taşır. Kavga yalnızca bir patlama anı değil bir sürecin, bir duygusal döngünün ve çoğu zaman bir ilişki haritasının parçasıdır. Kavganın yalnızca sonucu değil, süreci de ilişki dinamiklerini belirler. Her aşama bireyin iç dünyasını ve ilişki becerilerini yansıtır. Bu nedenle kavganın anatomisini anlamak hem
İnsan ilişkilerinde çatışma kaçınılmaz bir karşılaşmadır. Ancak çatışmanın kendisi değil, ona nasıl tepki verdiğimiz belirleyicidir. Her birey geçmiş deneyimlerinin, bağlanma biçimlerinin, öğrenilmiş savunma mekanizmalarının ve duygusal ihtiyaçlarının bir bileşimi olarak çatışma anında farklı bir tutum sergiler. Bu tutumlar genellikle üç temel çatışma tarzında toplanır: kaçınmacı, onaylayıcı ve patlamaya hazır. Her biri görünürde farklı olsa da
İnsan ilişkilerinde en sık karşılaşılan ve en çok romantize edilen paradokslardan biri, zıt karakterlerin birbirine çekilmesidir. “Zıt kutuplar birbirini çeker” sözü yalnızca fiziksel bir metafor değil aynı zamanda psikolojik, kültürel ve nörobiyolojik bir gerçeğin ifadesidir. Ancak bu çekim çoğu zaman çatışmayla sonuçlanır. Peki neden? Neden bizi tamamladığını düşündüğümüz bir karakter, zamanla en çok kavga ettiğimiz
İnsan ilişkilerinin en karmaşık, en derin ve en kırılgan alanlarından biri olan romantik ilişkiler yalnızca sevgiyle değil, aynı zamanda iletişimle de beslenir. Sevgi bir ilişkinin temelini oluşturabilir ancak bu temelin üzerine inşa edilen yapının sağlam kalabilmesi, o yapının nasıl kurulduğuna, nasıl korunduğuna ve nasıl onarıldığına bağlıdır. İşte tam da bu noktada ilişkilerin görünmeyen ama en
Kavga etmek, insanlık tarihinin en eski davranış biçimlerinden biridir. Sözlü tartışmalar, fiziksel çatışmalar, duygusal çekişmeler… Hepsi aynı temel sorunun etrafında döner: “Benimle aynı fikirde olmayan biriyle nasıl başa çıkarım?” Bu sorunun cevabı, sadece bireysel psikolojimizde değil; aile yapılarımızda, toplumsal kodlarımızda, kültürel mirasımızda ve hatta biyolojik donanımımızda gizlidir. Peki gerçekten, niçin kavga ederiz? Kavga çoğu zaman
Özgüven, modern psikolojinin en çok tartışılan kavramlarından biridir. Kimi zaman bir duruş, kimi zaman bir ses tonu, kimi zaman ise bir karar verme biçimi olarak karşımıza çıkar. Ancak “gerçek özgüven” dediğimizde yalnızca dışa vurulan bir tavırdan değil, içsel bir denge halinden söz ederiz. Bu denge bireyin kendini tanıması, sınırlarını bilmesi, eksiklerini kabul etmesi ve tüm
Sevgi, insanın en derin varoluşsal ihtiyaçlarından biri olarak tanımlansa da, bu tanımın ardında karmaşık bir psikodinamik yapı, bilinçdışı motivasyonlar ve toplumsal kodlarla örülmüş bir ağ yatar. “Kim kimi hangi nedenle seviyor?” sorusu, yalnızca romantik ilişkileri değil; aile bağlarını, arkadaşlıkları, hayranlıkları ve hatta bağımlılıkları da içine alan çok katmanlı bir sorgulamadır. Bu sorunun cevabı, kişinin geçmiş
Güç, insanlık tarihinin en çok arzulanan ve en çok yanlış anlaşılan kavramlarından biridir. Kadınlar söz konusu olduğunda ise bu kavram sadece bireysel bir arzu değil, aynı zamanda toplumsal bir beklenti, kültürel bir baskı ve psikolojik bir sınav haline gelir. Kadının güçle kurduğu ilişki çoğu zaman kendi öz benliğinden uzaklaşmasına neden olan bir illüzyona dönüşür. Bu
Anneler ve oğulları arasındaki ilişkiler, bireyin duygusal gelişiminden kimlik oluşumuna, bağlanma biçiminden romantik ilişkilerdeki tutumlarına kadar geniş bir yelpazede etkili olan derin ve çok katmanlı bir bağdır. Bu ilişkinin evliliklere olan etkisi ise çoğu zaman göz ardı edilse de çift terapilerinde, bireysel danışmanlıklarda ve aile içi dinamik analizlerinde sıklıkla karşımıza çıkan bir konudur. Anne ile
Bazı duygular vardır ki nereden geldiğini bilmeden içimizde taşırız. Bir cümleye aşırı tepki veririz, bir sessizlikte boğuluruz, bir yakınlıkta huzursuz oluruz. Oysa görünürde hiçbir şey yoktur. Hayatımızda her şey yolunda gibi görünürken içimizde bir şey eksik kalır. İşte tam da bu noktada çocuklukta oluşan yaralar kendini hatırlatmaya başlar. Ama biz onları genellikle hemen fark etmeyiz.




